MATRIXTE KUNG-FU

Bilmek yetmez,

uygulamalıyız."

"İstemek yetmez,

yapmalıyız."

ME

a a A A a e 7 MERİ ANİ DR ile Akma ae Me laa Alak akma 4 lm kekik ln) 10 HERSEY NASI ASİAN emele kk ll el Male ben eli al il al al 13 TANRILARIN İNSANLARI EĞİTMESİ &m.maaeeeeeeereerereerereeeememeeneeseseeseeeeeerereeee erme manassesessessee0e0rereeee menemen 17 TOPLUM VE İNSAN ÇİFTLİKLERİ samara rss rss erer reeraame rae 20 LA ERDAL A NY ALTİNİ etm larin lalenin azla eli anil laleli ald 25 GAVATLARVE FAHİŞE ER zak aa ama al haklar alalim a ailem 28 GÜNEŞ VE ROTLASYONUN SİRRİL 2 malan m in lin ie al a allan diam a asili 31 GÜÇ ELDE ETMEK TEŞVİKE BAĞLIDIR islam akm ama lana m lala ll alk a 36 YALAN SÖYLEME emma alkan e eke mill My nm 43 KORKU YALANLAR YE GİİĞE venin a nema ln aliil anl Bl 48 A A m A 54 SAVAŞLARIN NEDEN basamağı eli sale kill almis telim mak mali slam il aliğn 59 DROLE SL ONLA Rek al e k aeN ee l leel ei h ab le ie yl la 69 NANOKONOMİ VE POLİS DENİLERTİ esasa dr rada desa an lam alada elemi ZI TERS AMPLİFİKASYON VE YENİ NORMAL... seren sarsan 81 KANSER ELA ASİ aramam ilam lakin llen ellemek Milan ma anlalam se milan ilah 85 DOĞUMLAR NERO a aa mnmatar ini kalanlarla kane iümlenlnnlakıli elm ayğankınğn 87 Ki e 8 vr 1 NN EA MENE YA EE MMA EE ENE NANE NE MR 93 KOYUN EBEVEYN LE Renee amam aaa klana ile enleri ir kle lalamin kl 101 ANNELER VELETİYAĞLDARI name aa ie ila kanal e aa lal a lima ad lakin daki 104 EVLİLİK VEE KOLELİĞE İLA DİM dalin arr adinin ii rildi gi anladim sikildim ini 110 KADININ ARL Lam rem yannan eter rezillik alnan 115 KARIYEL KADINLARI Sl il ad al ka tlden dak a alkağaldlğ 118 1 KL EL PERKİNS EE ENE PL YORAR İZA AKER SAM EN 123

HAYIRSEVER İLLUMİNATİ NE KADAR KÖTÜ? naaenaermeeeemrmemereerrmraaanaasasanaasasaaraa an 127

MATRİXTE KUNG-FU 2012

HAYIRSEVER İLLUMİNATİ GERÇEKTENDE İYİ beee erer 130 KOYUNLAR NEDEN YOK EDİLMELİ iyii nasil kanin asi ein aslseğillirün isilik 138 HAYIRSEVER İLLUMİNATİ NEYİ BERLİN O Rima tee iin lili ağla 144 SUSAM SOKAĞI VE YABANCILAR seeeaeeemeereeererereerereeereeeememeeneeseseeseeseeerereeee erman sseseeseeseserereere meme mananane 147 HARRYPOTLER EÜRENİ kereler lale Sele deb alar Mala Me 154 HAYIRSEVERLERİN ZİHİN MANİPULASYON METODLARI i.e 160 HAYIRSEVERLERİN ŞOR TESTLERİ ari la ln zen salam lama anladim Alngili 171 HAYIRSVERELERİN BAĞIMLILIK TERNİĞİenülerii sekel adil ia ila a all kkü ll mal 178 HAYIRSEVERLERİN PLANLI İMHA TEKNİĞİ... seen 181 TE BEDAY A ELE NES lap iline iin iii li ikitelli 185 HAYIRSEVERLERİN PROFESYONEL SPOR KONTROLÜ mermere 191 FUTBOL VE GRUPLAŞMA MENTALİTESİ.. mermere sase 195 e 5 RE ER YE YAMA EM YEM NE 200 HAYIRSEVERLERİN MY/1/YOU KONTROLÜ serer 202 BEĞEN BEĞENME MAYMUNLU inner ate me allel rab kile ünal ili 205 SOSYAL AĞLAR VE SOSYAL PAYLAŞIMLAR means 210 SOŞYAAĞLA BR VEE VERİM rk sa lar kl e ül kilide dl lele 216 SNOW LEİTE MARİNA sani nala lamina ar asla alihi nn ben alla lim kaolin 224 HAARP SİSTEMİ VE ZİHİN MANİPULASYONU mermere 230 SENTETİK DELER İran almak iin di die anali 250 E GELİMİ SİS EE ama Mai zi diğ dari Meka iğde 255 AHMAKLAŞTIRMA MERKEZİ ÜNİVERSİTELER mermere saran 259 ÜNİVERSİTE MEZUNLUĞUNDAN KÖLELİĞE seen 263 FAN RİSALE YU ŞURUP GL demeleri alalim el mke b melanin elki ide 266 SAN DALA Rs iin ll sala mi iyileşip inal se miri El 269 e 10 NE 2 İNİ ONE SEA TERM EE ARE RM EMİRE e YER e YAR 276

MATRİXTE KUNG-FU 2012

PARA YESEVİ aaa aka a al lk Sl dll ln ali laik a 283 PARA SONSUZ DÜR nak ki denle ilmndalensk elisi litrelik 286 AK 4 e Rl Me e 292 EİYAN HARE KE LE lll kalin laa da dil 296 ELEKTRİK GERE el ek el le halal Kl li ee li 302 yl a Me e e e e ei eee e 308 BAŞARININ ANAHTARI: SIRADIŞI DÜŞÜNME mermere 314 KOYUNLARIN ASİDE. S OLURU EUR ilen Mean bar deli el lakin alelade aa lake Mile iel elele 321 SEVİN İNEK OŞULLARİ a aan ran aenm ha atn ee e ee a 326 SEVGİ NERE YERİ esek and e en li adi dei alkil ii Gal ödtle #llci iel 332 DEMORDASINE ANAN al a lm a İl 337 DEMOKRASİ NEDEN UYGULANAMIYOR mermere 342 YENİ DÜNYA DÜZENİ VE DEVRİM ALDATMACASI smear esasan 351 YAPAY GIDA ÜRÜNLERİ VE ŞİŞMANLAR........mneeeeeeeerrreemerrereeeeerereerrersemrreraamererraeme serra 354 OPEN SOURCE BEDAVA PROGRAMLAR... 360 A RANLIN AA ZA BİEL da al am a LARA AN ae a ak A a 364 EKONONLR DT PN net lll make ae alada 375 KARBON PARA VE AKILLI serer sersem 385 TEGPLEUM SAT SA GEN NE RO anal ea le ile le Nil eve Mele ie ie ee 396 DİN.NEDİR VE NEÇİN KULLANILIRE ni kat amele ill b güm, Dn ml ada 409 e e ka 0) ÜR PE O EMA ARE EREK ME EERANEKE ME ERA KREM MR SR EE MO SN 427 YANAN VE GUNEŞ GA aaa ii al ea lee le di a a laa allel 450 YAWH - YAHWEH - YEHOVAKİMDİR?............ mermere emare 460 RA e a EN ŞA NERE EE EN A ER 481 EE KİL Epi a mlm nil sala ai latin lann mafia senın las ann 491 CİN EE R ça le a delile Addis 503

MATRİXTE KUNG-FU 2012

ANA RE aa mam aa aa lila b aa a ak e 512 KURAN'IN DEĞİŞİM SERÜVENİ smmm anneannem amaaan manas amaaan ananas mann mamaaa ann 534 EL a 1 av e ee 553 EEE E NE OL şal lm Sl ala dadli ilinden 576 DIŞARIDA YAŞAM VARMİ e ekl ll ll ge kli kl la le 600 UZAYLI ISLILASI VE REAL İLLE m aa yn allel al all ağalık 602 MEHDİ/MESİH/KAHRAMAN - THE KURTARICI... 611 HERSEY GZEL DLAĞA Ker eee eğer le ağla ele elele iğde ela lke kir leilie Silen lele 617 SN SÖZ ea a a a adami Gaal an alamam aym mn amal akl an alli 630

MATRİXTE KUNG-FU 2012

Beni daima motive eden ve yardımını asla esirgememiş olan ağabeyim, kardeşim ve dostum için.......

MATRİXTE KUNG-FU 2012

ÖNSÖZ Senelerce yaşamış olduğum tecrübelerime bağlı olarak genç yaşta iken hep birşeylerin yolunda gitmediğini düşünürdüm ancak etrafımda kimse benimle aynı fikri paylaşmıyor gibi göründüğünden yada öyle davrandığından birçok şeyi kendi başıma öğrenmek ve uygulamak zorunda kalmıştım. Toplum içerisinde yaşarken uyulması gereken ancak bir türlü adam akıllı açıklık getirilmeyen kurallar mevcut. Ne zaman bu kuralları sorgulamaya kalkışsam mutlaka ya negatif bir tepki yada "öyle işte" tarzında bir cevapla karşılaşırdım. Fakat tüm bu negatiflikler benim yinede birşeylerin yanlış işliyor olduğuna dair olan hislerimi bastıramıyordu - aksine sanki haklı olduğumu ve kimsenin gerçekleri konuşmaya cesaretinin olmadığını tasdikliyordu.

Kimsenin doğru dürüst "konuşulmaması" gereken konuları benimle konuşabileceğinide pek zannetmediğim için birçok cevabı kendi çabalarım ve araştırmalarımla bulmaya başladım. Tabiki eskiden bugünkü gibi bir internet ve bilgi ağı yoktu. Aradığınız kitaplara ulaşmakta oldukça zordu. Sağda solda kütüphane işlevi gören yerler sadece onlara hediye edilmiş kitaplarla doluydu. Üniversite kütüphanelerine girmek ise eğer orada okumuyorsanız zaten imkansızdı. Yani bir kitapçıya gidip "bana şunun hakkında bir kitap verirmisiniz" de diyemiyorsunuz, çünkü kitapçı sadece elindekini satıyor ve her kitabında içeriğini bilmekle yükümlü değildi. Yani ilk problem ne aradığımı bilmemde yatıyordu.... bunu buluncada bu bilgiyi nereden elde edebileceğimi bulmam gerekiyordu. Yani şimdiki gibi Google a yazıp bulmak gibi bir lüksümde yoktu, çünkü henüz öyle birşeyde yoktu.

Birgün eve giderken yol kenarında çöplüğe atılmış bir kitap yığını gördüm ve içimden birşey "git ve bak" dedi sanki, ne kaybedecektimki?! Orada 1900 lerden 1950lere kadar basılmış birçok filozofik, ezoterik ve tezofik konuları içeren 30 kadar kitap bulmuştum. Sayfalarını birer birer karıştırmaya başladım ve her sayfa sanki içimden "işte bu" dedirtircesine bilgiler içeriyordu. O anda sanki İnkaların altın şehrini bulmuş gibiydim. Yani önümde çöpe atılmış olan bunca eser benim için paha biçilmez bir hazine değerinde idi - halende öyleler.

Aklımdaki birçok cevapsız soruya bu kitaplar sayesinde cevaplar bulmuştum. Tabiki zamanla tüm bu okuduklarımın aslında yasaklı eserler olduklarınıda öğrenmiştim. Yani otoriteye göre yaptığım şey "yanlıştı". Bu kitaplardaki bilgiler halk tarafından "öcü" kategorisine alınmış ve bunları okuduğunu söyleyenlerde bir anda "farklı" damgası yemekteydi. Kimse kitabın içeriğini bilmiyor ama diğer herkes karşı olduğu için onlar gibi davranmayı seçiyordu. Tıpkı Salman Rüşdinin "Şeytan Ayetleri" Romanına gösterilen tepki gibi.... millet sokakta karşıt gösteri yapıyor, yazarın öldürülmesini talep ediyor ancak aralarında bir tanesi bile

MATRİXTE KUNG-FU 2012

kitabın ne üzerine yazılmış olduğunu bilmiyor. Tek bilinen şey inançlarına karşı hakaret içerdiği.

Yaşadığım ortama göre bildiklerimi yada okuduklarımı birileri ile paylaşmam pekde akıllıca bir değildi. Daima onlar gibi davranmalı ve onlar gibi hareket etmeliydim, ki böylece hem istediklerimi elde edebileyim hemde kimse neyi ne amaç ile yapıyor olduğumu anlamasın. Hayatta kalmanın tek yoluda buydu; koyun postunda kurt olmak! Çünkü dışarıda sadece bu iki tür mevcuttu. Kurtlar ve koyunlar! Tıpkı doğadada olduğu gibi kurtların nüfusu koyunlara nazaran oldukça düşük. Bunun ortası diye birşeyde yok.... var olduğunu zannedende aslında bir koyun olduğunu kabul etmek istemeyen bir ezikten başkası olmuyor. Çünkü realite hiçde film yada romanlarda gösterildiği gibi işlemiyor.

Tabiki "ne koyunu ya, sensin asıl koyun" diyen birçok insan mevcut - çünkü koyunlar için gerçeği örtbas etmenin tek yolu şiddetle karşı çıkmak hatta vahşi doğalarını sergileyerek şiddeti doğrudan uygulamaktır. Bu onların tek bildiği yoldur! Konuşarak halletmeye çalışmaları istediklerini elde edemeyince daima şiddetle sonuçlanır. Daima!!!

Kim bir koyun yada aptal olduğunu gururla kabullenir? Koyunlar? Yo00o, tabiki zeki olanlar! Yoksa nasıl olurda aptal olan çoğunluğun sevgisini ve desteğini kazanabilirler?!! Bu açıdan gerçek aptallık ne olduğunuzu açık açık sizin karşıtınız olanlara söylemektir. İnsanlar gerçeklere karşı daima alerjik bir tepki gösterirler.

Bu kitapla beraber herhangi bir değişim akımı başlatma amacım yok! Buradaki bilgiler git gide aptallaştırılmakta olan halkın arasındaki inci tanelerininde arada yok olup gitmemeleri için. Tek umudum bu bilgiler doğrultusunda zeki olma yolundaki azınlığın bunca aptal arasında dahada aza indirilmesine bir nebzede olsa mani olmak.

Öğrenmek isteyenler internetteki aptalca CIA/MIT forumlarında belkide kendilerinden daha aptal olanların tavsiyelerini okuyor ve boşu boşuna hem zamanlarını kaybediyor hemde zihinlerini çöple dolduruyorlar. Herkes gerçeği bildiğini iddia edip ilgi toplamaya uğraşıyor yada bu yolla elindeki zırvaları satmaya çalışıyor. İlahiyatçılar, yogacılar, astral seyahatçiler, altın çağcılar, kıyamet alametçileri, ruhani rehberler, enerji ustalari, meditasyon ustaları, medyumlar, falcılar, tarotçular, wiccacılar, maji meraklıları, cadılar, havasçılar, cinciler, mistikler, okültistler, masonlar ve diğer birçok ZIRVA internette tıpkı bir bok böceğinin topladığı bok yığını gibi günden güne artıyor. Tüm bu zırvalara önem verenlerin tabiki bir ortak noktası var! O da 9099'unun birer EZİK olması.

MATRİXTE KUNG-FU 2012

Bu kitapla tüm bu zırvalara bir son verip realiteyi anlamanızda ilk adımınızı atmanıza yardımcı olmayı umuyorum. Çünkü ancak objektif bir bakış açısı ile doğruyu zırvadan ayırt edebilirsiniz. İnanarakta değil! Mantık vasıtası ile gözlemleyip öğrenerek ve anlayarak.

Aptallık para ile şifası bulunabilecek bir hastalık değidir, eğitim yada kanunlara bağlı olarakta buna bir çözüm bulunamaz. Aptallık bir günahta değildir, çünkü kurbanı aptal olduğu için bunu engellemenin yolunu bilmez. Ancak aptallık evrensel bir suçtur ve bu suçu uygulamış olanlar daima karşı konulmaz ve merhametsiz bir şekilde cezalandırılır ve yok edilirler.

Aptallığın sonsuz kaynağı insanların vurdumduymazlığıdır. Zeka ile elde edilen bilgi tüm ayrıntıları ile sınanır ve işe yarar şekilde kullanımı sağlanır. Aptallık ise vurdumduymazlığın ve sağduyusuzluğun oluşturduğu zihinsel blokajlar ile bilgiyi ret eder. Sadece okumaklada aptallıktan kurtulunamaz. Edinilen bilgi doğrudan hayata uygulanamıyorsa ona sahip olmanında size getireceği birşey olmaz. Yani bilmek herşey demek değil. Hayat başından sonuna kadar sadece tek birşey ile dolu.... dersler! Hayatınız boyunca yapacağınız tek şeyde bu: dersleri öğrenmek.

Bu kitabı tamamen okumayı başarmış olsanız bile henüz edindiğiniz bilgileri uygulamamış olarak gerçektende birşey başarmış sayılmazsınız. Bu bir motivasyon kitabı değil. Dünyada nasıl barış ve sevgi çemberi kurulur gibi bir konuda yok. Bu kitap sadece dikkat etmediğiniz fakat küçük detaylarda gizli kalmış olan bilgilerin hayatınızı nasılda siz farkında olmadan yönlendirdiği üzerine.

Eğer hakarete uğruyor gibi bir his yüzünden kitabı elden bırakmaya kararda verirseniz bu sadece başladığı hiçbir işi sonuna kadar başaramayan bir başka ezik olduğunuzun kendinize karşı bariz kanıtı olacaktır. Ya hiç başlamayın yada başladınızmı sonuna kadar gidin! Bu kitap size hayatınızdaki tüm problemlerin esas suçlusunu açıklayacak!

HAZIRMISINIZ??

MATRİXTE KUNG-FU 2012

UYARI - GRAMER

Yazılarda kasıtlı olarak imla ve gramer hataları bulunmaktadır. Kitaptaki tüm yazılar sadece FİKSİYONDUR! "Hayırseverler" çoğunluğun tiksinerek, uyuz olarak, kıskanarak yada imrenerek baktıkları azınlıktır. Bu hayırseverleri illuminati olarakta algılayabilirsiniz.

Neden imla ve gramer hataları var peki?

Gramer, heceleme ve imlayi; en basit sekilde gerzek koyunlari KONTROL etmek icin olsuturulmus bir düzenek olarak anlamaya baslayin. Bu mekanizma, lisanin gercek amaci olan "MESAJ ILETME"'yi baska bir yöne saptirir. Diger taraftanda koyunlar lisani bir spor aktivitesi gibi görüp, yaptiklari isaretlemeler, dogru imla ve kurallari takip ile puan elde ettikleri bir oyun zannederler. Oyunu kuralina göre oynayan koyunlarada tasdik olarak diploma denen "Sen bir Malsin" tilsimi boyunlarina asilip evlerine yollanirlar.

Hayir! Nasil söylemek, yazmak yada disa vurmak istiyorsaniz öylede yaparsiniz. Okulda iken dahi diger koyunlarin haricinde gramer ve imlaya fazla kafayi takmadan kendi ifade tarzimla yazdigim icin sürekli ögretmenlerle problemler yasardim. Aralara cizgiler koyar, büyük harfle yazar, kelimenin altini cizerdim, yani normal imlanin izin vermeditgi, fakat kendimi ifade ettigime inandigim sekilde yazardim. Yani yazarken bildigim sekilde yazardim, ögretildigim Idoktrine| sekilde degil.

Yazilari okuyanlarin cogunun ne düsündügünüde iyi biliyorum: "bu adam daha dogru düzgün imla ve gramer'e bile sahip degilken, yazdiklari nasil bir deger tasiyabilirki?". "Adam (varmi?) daki -mi ekini bile ayirmiyor, hecelemeyi bile bilmiyor." Iste bu kayip sığırlar gözleri önüne koyulmus hayat kurtarici bilgileri doktrine edilmis koyunsal beyinleri ile ancak böyle algiliyorlar. Yani kimin nasil yaziyor oldugu cokmu umurumdaydi saniyorsunuz. I yerine i koymam yada ş yerine s yazmam ne fark ediyor? Sonucta verilmek istenen mesaji anlamiyormusunuz? |(yokmul yada (yok mul, yazsam ne farkedecek? Mesaj her türlü ortada degilmi sevgili deniz anasi beyinli okuyucular? Önemli olan yazidaki mesaji anlamak. Birazcik beyine sahip olan bir moronosaurus bile yazida ne ifade edildigini görebilir.

Bu alanda FNORD konusuna degineyim. FNORD 1974 te 3 kitaplik bir seri olan "The Illuminatus" (Robert Anton Wilson) kitabinda kullanilan bir terminoloji idi. Bu kitap serisine kasitli imla hatalari (Fnord) konulmustu. Koyunlar bu tip imla hatali kelimeleri gördüklerinde bunlar onlar icin "görünmez" oluverirdi. Bir baska deyisle beyinleri verilmek istenen mesaji algilamazdi, gözlerindeki "Syntax Error" sinyalini dahi görebilirdiniz.

10

MATRİXTE KUNG-FU 2012

Ayni sey koyunlara hergün olur, fakat bu defa kasitli hatalar aslinda birer HATA degil, gercek mananin kendisidir. Bir baska deyisle koyunlar dogru imla ilüzyonu ile bir nevi trans haline sokulurlar ve böylece doktrine edildikleri sekilde gördükleri en ufak imla hatasini GÖZARDI ETMEYE PROGRAMLANIRLAR! Simdi rahatca oturup kac tane intellektüel yazinin koyunlar trafindan sirf bir "t" yerine "1“ yada "u" yerine "v" vardi diye anlasilamamis oldugu üzerine iyi bir düsünün bakalim. Bu kitaplardaki kasitli hatalar yanliskla degil kasitli olarak koyulmustu - yani bugün buraya imla üzerine laf atan koyunlarin suratina bir baska sille olarak kullanilan bir teknikti. Iste bu kasitli imla hatalarim yüzünden beni inanilamayacak bir masal yazari olarak görmelerinin en büyük nedenide bu!

Evet sapsallar dogru anlamaya basliyorsunuz! O her defasinda gördügünüz imla hatalari aninda hissettiginiz rahatsiz edici duygunun nedeni hayirseverler tarafindan gerzek kalmayi secen koyunlar icin yaratilmis bir baska PROGRAMIN etkisi. Görünmeyen mürekkeple yazimi yazmak istiyorsunuz? Sadece imla hatalari yapin, böylece sigirlar sizi güvensiz bir kaynak olarak algilarlar ve yazdiginizi okumayi birakirlar. Buda yazdiklarinizi ulastirmak istediginiz kisilerin anlamasina yardimci olur!

Tabiki simidye kadar bircok sigirasaurus bu kitabi sirf bu tip kasitli hatalarin kurbani olarak okumayi birakti. Yani eleme isleminden gecmis oldular ve suan bu yaziyi okuyabilenler lisan ve gramer denen seyin ne oldugunu anlamaya basliyorlar. Çoğunun düsüncesi ise "Götü kalkik, koca egolu" gibi birseydir. Fakat sunu size garanti edebilirim, burada yazilanlar kisa bir zamanda entel kafelerde tartisilmaya baslanir.

Iletisim sirasinda tek önmli olan sey sunulan BILGIDIR! Doktrine edilmis averaj bir üniversiteli Borg asla durupta ne okuyor yada yaziyor oldugu üzerine beynini kullanip düsünmeyi tercih etmez. Bunun yerine yazinin sekli, karakter dagilimi, kelime arasi bosluklari, gramer ve imla gibi teknik kesinlik isteyen zirvalara takili kalir. Üniversite mezunu averaj bir salagin tam hizla ilerlerken, okuyacagi yada duyacagi bir imla hatasi ile tipki duvara carparcasina durdugunu görebilirsiniz. Nedenmi? Cünkü bu averaj üniversite mezunu ignesiz kovan arisi, aslinda ne yapiyor oldugu üzerine düsünmektense (mesaji algilama/resmi canlandirma) teknik görevlerle (imla, gramer) dikkatinin dagitildigini idrak dahi edemez. Bu kitabi okuyan üniversiteli moronlar tabiki gördükleri en ufak imla hatasiyla yazardan tiksinmeye baslarlar. Nasil olurda en basit kelimeleri bile heceleyemem. Nasil olurda -mi ekini ayri tutamam. Iste bu yüzden cogu henüz icerigi idrak etmek üzerine düsünemeden dahi okumayi birakirlar. Hepsinin tek

11

MATRİXTE KUNG-FU 2012

bir nedeni var: FNORD! Isterseniz size baska bir kelimeyi heceleyeyim: SIC-TI- NIZ!

Gramer Programinin sizi nerde yakaldigini biliyormusunuz? Tabiki üniversite yada kolejlerde! Çünkü bu gibi biryerde dogru gramer ve imladan daha önemli birsey yoktur. Bu özelliginiz size koloni kovaninda 40 sene sabah aksam iceri disari kosturup kraliceniz icin bal ve polen getirmenizi saglayacak pozisyonu elde etmenizi saglar. Yinede halen bunlari idraktan uzak olanlar var.

Peki, o zaman birde sunu deneyin?!

Diplomanizi alin, kicinizi onunla bir güzel silin - simdi o mis gibi kokusu ile beraber diplomadan bir konfeti yigini yapin - sobanin üstündeki tencereye koyup üstüne bir kibrit cakin ve yavas yavas buharlasip havada yokolusunu izleyin. Ardindan geriye kalan külleri dün yan komsunuzdan caldiginiz bongun icine yerlestirip üstüne cakmagi cakip saglam bir nefes cekin - bu nefesten alacaginiz "yüksek" ucma duygusu bosyere aldiginiz egitim icin gereken borcu kapatmaniza lazim olan 40 senelik köle isinin üzerine gercektende iyi gider...

Şapşallar!!

Tabiki şimdide Toplum denen terimin nasıl ortaya çıktığına bakacağiz....

Yani...

12

MATRİXTE KUNG-FU 2012

HERŞEY NASIL BAŞLADI

Neden internetinizde Illuminatinin nasil basladigi konusunu aciklayan hicbir adam akıllı bilgi yok? Neden arastiran kimse yok? Neden sadece kücük bir grup tüm insanligi kontrol edebiliyor? Neden Alex Jones benzeri devlet ajanlari bunu açıklamıyor? Haberlerle hergün etrafa güvensizlik ve korku salıyor ancak hiçbir sekilde tüm bu düzenin ne sebepten bu halini aldigini anlatmıyorlar? Tabiki hiçkimse size bunu ne okulda nede herhangi bir masonik locada ögretecek. Çünkü aptal olmalı ve aptal kalmalısınız - ki sistem yani Matrix işlemeye devam etsin!

Baslangicta insanlar paylasirdi. Hicbir kral, şef, patron, kural koyucu veya tek Tanri konsepti yoktu! Birinin baskasina kendisini yönetmesi icin elindeki gücü teslim etmesi düşünülemezdi bile. Insanlar zenginligi, bilgiyi, dogayi paylasir ve Tanriyi herşey olarak görürlerdi, yani rüzgar, ay, yildizlar, dünya, hava, hayvanlar veya brokoli gibi, yani etraflarindaki hersey onlar icin Tanri idi. Kimse baskasinin üzerine bir yönetim hakki isteyemezdi, cünkü hicbiri günümüzdeki gibi gücünü baskasina devredecek kadar salak degildi.

Geçmiste birgün bir kesif yapildi! Kücük bir bilge grubu (Druidler) güneş tutulmalarinin zamanlarini keşfetti. Ne onlar nede tanidiklari baskalari o ana kadar hayatlarinda günes tutulmasi diye birsey duymus veya görmüslerdi. Tutulmanin gün ortasinda bir karanliga yol açacaginin farkina varmislardi. Ve teorilerine göre daha önce gündüz gözü ile bile tutlma görmemiş olan halk icin bu görüntü cok korkutucu olacakti. Onlar haricindede kimse aslinda ne olup bittigini bilmiyor olacakti.

Ellerindeki teknoloji ile döngüleri hesaplayarak tutulmanin ne zaman ve nerede gerçekleşeceğini hesapladılar. Edindikleri bu güven verici gizli bilgi doğrultusunda çevrelerindeki herkesi uyarip ,Yilan Tanrisinin“ yakinda ziyaret edecegini söylediler. Herkese dedilerki ,gelecek olan Yilan Tanrisi önce Günesi, sonrada Dünyayi yiyecek, ancak eger bize yöentim gücünüzü devrederseniz sizleri koruyabiliriz". Insanlar tabiki böyle saçma bir seye inanmadilar ve kaalede almadilar, ,siz kimsiniz lan" dediler. Tutulma hilesi gizli tutuldu ve Gizli“ kelimesi o ana kadar var olmayan bir seydi, ta ki bu bilge grubu bu kavrami olusturmaya karar verinceye kadar. Gün geldi ve gün ortasinda günes tutulmaya basladi ve hava karardi. Insanlar panige girdi ve bilgelerin uyarisina inandilar. Insanlar Yilan Tanri günesi yedikten sonra Dünyayi yiyecek zannetiler. Insanlar bilgelere yalvarip onlarin kendilerini bu ,,Seytani" Yilandan korumalarini istediler. Bircok insan güclerini bilgelere devrederek korunmayi kabul etti. Bunun ardindan bilgeler Yilan Tanriyi def edebilmek icin bir dagin tepesine cikarak öncelikle bilinmeyen bir lisanda konuşmaya başladılar. Halk onları Yılan

13

MATRİXTE KUNG-FU 2012

Tanrının lisanında konuşuyor zanneti ve ardından sanki ANLAŞMAYA varılmış olduğunu ibraz edercesinede o cok ünlü cümleyi söylediler:

3 Tanrı, "Işık olsun" diye buyurdu ve ışık oldu. 4 Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı.

Peki kimse size bu ışığın kimin adına IYI olmuş olduğunu açıkladımı? Tabiki hayır. Işık sadeceiyiidi..... iyi idi çünkü bilge druidlerin planı işe yaramıştı ve o andan itibaren günesin Yılan tanrısının ardından tekrar işigini göstermesi ile yaptıkları rituallerin işe yaradığını kanıtlamış ve bu yollada aptal ahali üzerindeki kontrolü ele geçirmişlerdi.

Insanlar en azindan korunduklarini zannediyorlardi. Simdi bu beni 2 önemli noktaya değindiriyor:

Neye inandığınız ve neyin gerçek olduğu iki ayri kavramdır.

Tutulmaya geri dönelim. Tutulmanin kendilerine cok büyük bir güc getirdigini gören bilgeler o andan itibaren Günese ve Tutulmalara tapmaya başladilar. Bu tüm okkült sembolizmin baslangicidir. Peki Okkült (Occult) ne demektir? Gizli, sakli, el altindan yürüyen. Peki , Günes Tutulmasi" kelimesi ne demek? Eger ansiklopedileri arastirisaniz gerceklesen tutulma olayinin ,Okkültasyon" olarak gectigini görürsünüz. Kök kelime ise Okkült veee.... tüyleriniz diken diken oldu galiba! Gizliligi temsil eden Okkült terimi aslında "tutulmanin" gizliligidir.

Ve iste böylece toplum denilen hiyerarşik yapı dogmustu. Dünya asla ayni olmayacakti. Bilgeler bu gizliligi aileleri icinde tuttular ve hiyerarsik dagilimlarini Okkültasyon (hile) kelimesi sayesinde gerceklestirdiler. Okkültasyona bir geri gidersek ilginc birseyi fark edeceksiniz.

”......

GEZ y»> 2

14

MATRİXTE KUNG-FU 2012

Kendi kuyrugunu yiyen Yilan, OROBORUS! Iik bilgeler bu görüntüyü gökyüzünde görünce simge olarak yani OKKÜLT markasini belirlemek icin kullandilar. Hiyerarsik kurulus dünyada dağilmaya basladikça, bu sembolde ayni sekilde dağildi. Dünyadaki tüm uygarliklarda görebileceginiz tek ayni sembol budur! Bu ilk olusan gizli tarikatin ismi Yilan Mezhebi idi (The Order of The SNAKE). Bugünde halen ayni bilgelerin soyunun devami bu mezhebi ayakta tutmaktadir. Bilgeler, aile yapilarini sekillendirirken oroborus sembolünü küresel bir hiyerarsi sembolüne cevirdiler. Din sadece hiyerarsik yapilanma fikrini desteklemekle kalmadi, ayni zamanda kitaplardaki hikayeler sayesinde orjinal olusumunun gizliligini korumaya devam etti. Hiyerarsinin temelini sarsabilecek hersey ya seytan yada seytani olarak nitelendilrildi ve böylelikle koyunlar fazla derin dalmamalari icin günah, haram vb laflarla korkutuldu. Ya gercegi ögrenip cehenneme gideceklerdi yada susup oturacak vede cennetin nehirlerini ve hurilerini hayal edeceklerdi. Koyun mantiği tembellik ve sorumsuzluk diyarı olan cenneti tercih ettigi icin bugünkü insanlarin aptallik seviyesinin neden limitin altinda oldugunu mantıken anlamak akıllı birisi için pekde zor olmasa gerek. Din, insanlari yanlis yöne dogru gitmeleri icin olusturulmustu. Yönetici Tanri diye birsey yok, tıpkı Kral, Patron, Şef, Hakim, Baskan veya Günes yiyen bir Yilaninda olmadigi gibi. Sadece neye inanmak istediginiz var. Fakat biz tekrar Okkültasyona geri dönelim.

Ç J

Tutulmalarin azligi ve yörüngenin darligindan dolayi ayni hileyi dünyanin cesitli yerlerinde yapmak imkansizdi. Bilgeler bu sefer baska bir hile yarattilar, Ay isiginin Dünya üzerinden Sapmasi! Bu cok nadir görülen olayda dünyanin okyanuslari günes isinlarini ay hilal halindeyken ona dogru yansitirlar ve ortaya bir ,AY YILDIZ" cikardi. Bu büyüleyici fenomen sanki parlak bir yildiz ayin iki boynuzu arasina oturmus gibi bir görüntü yaratmaktadir. Bu fenomen sayesindede bugün bilinen oryental bayraklardaki ay yıldızın nereden gelmiş olduğunu görürüsünüz. Evet belkide bayraklar yeni, ancak bu aldatılışın

15

MATRİXTE KUNG-FU 2012

sembolizmi DAIMA etrafınızda rüzgarda sallanmaya devam ediyor. O elinde bayrakları sallayarak gezenlere nasıl bakılmalı peki!?

Gercektende nadir görülen inanilmaz bir olay. Bu fenomen sayesinde bilgeler

tekrar insanlar üzerinde tipki günes tutlmasinda yaptiklari gibi terör ve panik

yarartmislardi. Tekrarliyorum, bilge adamlar bu görüntüyüde markalari olarak kullanmislardi ve dünyanin heryerinde taninmisti.

Hepside bir HILE idi. Belkide halen ne okuyor olduğunuzu bilmiyorsunuz! Tüm güc insanlara karsi oynanan bir hile ile kazanilmisti. Korkuya sürülmüs insanlar kendilerini aldatanlara tüm güçlerini devretmişlerdi. Buna bagli olarak, bugünkü tüm güc kavrami sadece hile ile olusturulmaktadır. Güc yoksa hile yoktur, hile yoksa güc yoktur. Eski cahil insanlar gücü korunma ile eşdeğer kılmışlardı ve buda onları ömür boyu bu hatanın gölgesinde birer köle olmaya itti.

Eger birinize gücünüzü devrediyorsanız bu onun SIZI korumasini saglamak içindir. Ama neyden korumak icin???? Yilan Tanridan???? Brokoliden???? Boktan Püsürükten??? Terörden????

Tüm bu okkült semboller hergün ve heran etrafınızda. Paketlerde, amblemlerde, şirket logolarında, markalarda, banka kartlarında. Sadece kullanılan sembollere bakın ve onun sunulan mana yada marka ile nasıl bir ilişkide durduğuna bakın. Çoğunun mana veremeyeceğiniz bir sembolizmle temsil ediliyor olduklarını fark edeceksiniz. Buna bir nevi arkadan düzüldüğünüzü yandaki aynadan izleyip "aynadaki düzülen ben değilimki" mantığı ile bakabilirsiniz.

Madem konuyu toplumun oluşumu ile açtık şimdide toplum denen hiyerarşik düzenin nasılda insanları köleleştirdiğine gelelim....

16

MATRİXTE KUNG-FU 2012

TANRILARIN İNSANLARI EĞİTMESİ

Eskiden henüz dünyada şimdiki gibi bir aşırı nüfus yokken insanlar göçebe kabileler olarak yaşamaktaydılar. Mevsimlere göre yer değiştirir ve bulundukları bölgelerin sunduğu meyve, sebze, kabuklu yemişler ve av ile beslenirlerdi. Tabiki bu durum eldeki yiyecek kaynağının azlıgına göre nüfuslarının isteğe bağlı artmasınada engel teşkil etmekteydi.

Nüfus az olduğu için henüz savaş yada kaynak kavgası gibi bir sorun ortada yoktu. Göç edilen yerler belliydi ve planda olmadan doğan çocuklarda kabilenin diğer üyelerini kaynak açısından zora sokmamak için öldürülmekteydi. Kimi kabileler yeni doğanları boğup gömer, kimileri uçurumdan atar, kimileride ziyan olmasın diye öldürüp yerlerdi. Yaptıkları şey doğadaki düzeni taklit etmekti. Çünkü tıpkı kurak zamanlarda doğan yavruların anneleri tarafından yenilmesi gibi insanlarda bundan farklı birşey yapmıyorlardı. Aynı ortamdaydılar ve diğer canlılar gibi aynı kaderi paylasmak zorunda olduklarından farklı bir şekilde davranamıyorlardı.

Fakat birgün (yaklaşık 10.000 sene evvel) birşey oldu! Muazzam bir şey hemde. Dünyanın birçok yerinde Tanrılar sudan çıkıp yada üzerinde seyahat ederek gelip insanlara bilim, astronomi, tarım, hayvancılık, sanat ve lisanı öğretmeye başladılar. Bu Tanrıların isimleri yöreden yöreye yada kültürden kültüre farklılık gösteriyordu. Batı afrikada bu Tanrıya Dogon deniyordu, Mayalar ona Ouetzalcoatl diyordu, çinliler ise Fu Xi yada Shennong, Sümerliler Enki ve Filistinlierde Oannes diyordu. Tabiki bunlar en bilinen isimler, fakat hepsini ortak kılan bir nokta vardı: hepsi yarı insan yarı balık yada yılan görünümünde ifade ediliyor ve deniz dibinde yaşadıklarına inanılıyordu. Bu tanrıların niyetinin tam olarak ne olmuş olabileceği tamamen bir muamma ama belkide kitabın sonunda buna bir cevap bulursunuz. Fakat durum şuki insanlar edinmiş oldukları bu bilgiler doğrultusunda farkında olmadan bir ilerleme kaydetmeye başlamaktan çok gerilemeye başlamışlardı.

Avcı ve toplayıcı kabilelerde haftanın bir günü erkekler yaban avına çıkar, kadınlar ise meyve ve fıstık cinsinden ürünleri toplamaya giderlerdi. Zamanın geriye kalanında ise aileler sosyal aktivitelerle zamanlarını geçirirlerdi. Eğer bugünkü duruma bakılırsa durum artık tam tersi! Haftanın sadece tam bir günü ailevi sosyal aktivitelere ayrılabiliyor ve geriye kalan zamanda ise sürekli çalışılıyor. O zamanın ilkel diye bakılan insanları için aslında zaman zenginleri demek oldukça doğru olur.

Tarıma geçişle beraber insanlar birşeyin farkına vardılar: artık "istedikleri" kadar (ihtiyac kadar değil) yiyecek üretebileceklerdi. Bu güven hissi onların ilk olarak göçebeliği bırakmalarına ve bulunduklara yerde sabit kalarak şehirleşmeyi

17

MATRİXTE KUNG-FU 2012

secmelerine imkan verdi. Nasılsa yiyecek boldu ve buda nüfuslarını doğanın sunduğu kadarına göre değil, üretebilecekleri kadarına göre ayarlama olanağı tanımaktaydı. Artık doğa onlara değil, onlar doğaya hükmediyordu. Zamanla artan nüfus ve yerleşim yerlerinin çoğalması ile şehirler arası ticaret ve akabindede hastalık bulaşımıda başlamıştı.

Fakat ortada bir başka problem daha vardı.... eskiden haftada 1 gün ava çıkmak yerine şimdi neredeyse hergün tarlada çalışmak ve üretmek zorundalardı. Artan nüfusu doyurabilmenin en kolay yoluda tahıl ve süt ürünleri idi. Özellikle buğday gibi bir tahılın insanlar üzerinde yarattığı psikoaktif uyuzlaştırıcı etkisi ile halk git gide hem bu ve diğer benzeri gıdaların müptelası oluyor hemde bu yolla uysal bir toplum oluşturuluyordu. Bugün nereye giderseniz gidin mutlaka yemek masasında ekmek bulacaksınızdır. Hatta kimileri ekmek olmadan yemek bile yiyemeyeceğini söyler. Buna alışkanlık değil, müptelalık denir. Ekmek ile ilgili anlatılmaya çalışılan "pozitif" zırvaların tek nedeni müptelalarını bunu kullanmaya devama teşvikten başka birşey değil. Tahıl ürünleri özelliklede buğday ve pirinç içerdikleri kimyasal bileşenler yüzünden kullanıcılarını tıpkı diğer eroin benzeri maddelerdeki gibi "beynin ödüllendirici hormonları salgılamasını sağlayan kimyasallara" bağımlı kılmaya başlarlar ve bu mamülleri tüketenlerde en çok rastlanan rahatsızlıklardan biride şizofrenidir. Yani bu ürünleri tüketenler aslında hem bağımlı hemde hastadır.

Şehirleşme ile beraberinde tabiki yeniliklerde gelmeye başladı! Artık insanlar uzmanlaştıkları alanlarda çalışmaya başladılar. Tarım, balıkçılık, hayvancılık ve bunların dış şehirlere ticareti derken ortaya organize edilmiş bir düzen çıkmaya başladı. Bu düzende az bir miktar insan tüm üretimi yönetiyordu ve aynı zamanda çalışanları koruma bahanesi ile ordu sistemini ortaya çıkarıyorlardı. Artık herkes eskiden olduğu gibi canı istediğinde yada gerekli gördüğünde değil, sürekli üst otoritelerin isteklerini karşılayacak şekilde çalışmak zorundaydı. Öngörülen üretim miktarları, zamanlamalar ve gözetleyiciler yüzünden talebin karşılanmaması sonucunda cezalandırılmalar başlamıştı.

Kısaca tahıllara bağlı tarımcılık aslında daha çok zaman gerektiriyor, daha çok işgücüne ihtiyaç duyuyor, besleyici içeriği daha az ve hava şartlarınada bağlı olarak pek güvenilebilir bir hayatta kalma şekli değil. Peki o zaman ne diye insanlar çiftçi olmak istiyor?! Görünen o ki her nerede tahıla bağlı gıda üretimi başlasa buna bağlı olarak medenileşme ve şehirleşme başlıyor. Tabiki etrafınızdaki her şehirli bu ortama, atmosferine, gıdalarına ve aptallığına bağlı olarak medeniyetin bu ilerleyişini bir gelişme olarak görmeyede devam eder. Etrafınızdaki çoğunluk daima gerçekleri tam tersi olarak algılayarak ve buna şartlandırılarak içinde bulundukları durumun "onlar için" iyi birşey olduğuna ikna

18

MATRİXTE KUNG-FU 2012

edilmiş bir sığır gibi yaşamaya ve buna bağlı olarakta hayırseverler tarafından kullanılmaya devam edilirler.

Hayırseverler ve koyunların kullanımı demişken....

19

MATRİXTE KUNG-FU 2012

TOPLUM VE İNSAN ÇİFTLİKLERİ

Işte idrak etmekte zorlandiğiniz köleliginizin hikayesi bu! Nasil olustugu ve sonundada nasil özgür olabileceğiniz hakkinda.

Tipki diğer hayvanlar gibi, insanlarda hükmetmek ve cevrelerindeki kaynaklara sahip cikarak onları sömürmek isterler. Başlangıçta çogunlukla balik yada hayvan avladik ve bitkisel ürünleri yedik.... fakat bunun ardindan zihinlerimizde sihirli fakat bir o kadarda korkunc birsey olusuverdi! Bir anda olusan ölüm korkusu ve gelecek kuruntulari bizleri hayvanlar aleminden koparip yalniz kalmamiza neden oldu. Iste bu büyük bir trajedinin baslangici oldu - ayni zamandada büyük bir firsatada imkan yaratti! Görebileceginiz gibi, ölümden, yaralanmadan yada hapsedilmekten korkmaya basladigimiz zaman, bir anda kontrol edilebilir bir hal aliyoruz - böylecede baska hicbir kaynagin sunamayacagi bir deger kazaniyoruz.

Bir insani kontrol etmek icin gerekli olan kaynak ne dogal kaynaklar, ne aletler, ne hayvanlar nede topraktir! Bir insani kontrol etmek icin gerekli olan tek sey diger insanlardir! Bir hayvanı acı ile korkutabilirisniz ancak hayvanlar acı ile sadece o an icerisinde korkarlar. Fakat bir hayvanı gelecekte özgürlügünün kaybi, hapsedilme, birikimlerinin yok olmasi yada iskence gibi seylere korkutamazsiniz, cünkü hayvanlarin "yarin" ile ilgili algilari oldukca zayiftir. Bir inegi iskenceyle yada bir koyunu ölümle tehdit edemezsiniz. Bir agaca kilic sallayip, ona bağirarak daha fazla meyve üretmesini saglayamazsiniz. Veya bir tarlaya mesale tutup daha fazla buğday üretmesi için tehdit edemezsiniz. Bir tavuğu tehdit edip daha cabuk yada daha fazla yumurtlamasini saglayamazsiniz, ancak bir insani tehdit ederek elindeki yumurtalari alabilirsiniz!

Iste bu insan ciftligi modeli tarihler boyunca en karlı ve bir o kadarda yıkıcı bir isletim olmustur.... artik bu işletimde yıkıcı karakterinin en doruğuna ulaşmış durumdadir. Insan toplumu denen sey, oldugu gibi görülemediği takdirde rasyonel olarak idrak edilmesi imkansızdir: toplum çiftliklerden oluşur ve çiftlik sahibi INSANLAR "sığır sürüsü" olarak diğer insanlara sahiptir. Umarım insanlara neden hep sigir yada koyun dedigimi anlayabiliyorsunuzdur, cünkü arada bir fark YOK! Fakat yinede bazilari, ciftlik sahipleri yani DEVLETLER onlarin ayagina su, elektrik, bedava eğitim ve saglık sistemi getiriyor diye yapilanlarin bir hayirseverlik oldugu gibi bir düsünceye dalip bu yapılanların esas nedenlerini gözardı etmeye devam ediyorlar. Üzgünüm bunlarin hicbiri REALITEYI örtbas edemiyor. Ciftlik sahipleri "nayvanlarina" saglik sistemi (veteriner), sulama sistemi (yalak) ve bedava egitim (cobanin kavali) sunarak onlari eğitirler. Sınırlı olarak hür oldugunuz ve birde düşününki devletin o sınırlı özgürlügünüzü korumaya calismasida yine bazi sigirlarin kafasini karistirabiliyor. Çiftciler verimi arttirmak icin bitkilerin aralarindaki boşluğu arttirilar ve ayni şekilde daha cok et ve süt ürünü almak icinde eger gerekiyorsa hayvanlara daha genis otlak alanları sunarlar. Ülkenizde, yani vergi çiftliginizde, çiftciniz size belirli özgürlükleri sunar, tabiki bunun anlami onun sizi düşünmesi degil, daha cok yapacagi kari düşünmesindendir. Peki ya simdi, yavaş yavaşda olsa,

20

MATRİXTE KUNG-FU 2012

içinde doğmus oldugunuz kafesi ve onun görünmez parmaklıklarını görmeye ve idrak etmeye başlayabiliyormusunuz?

Insan çiftçiliginin önemli ana evreleri vardir!

Birinci evre, eski misirda, insanlara doğrudan uygulanan cani baski metodu idi. Insan vücutlari kontrol edilebiliyordu fakat insan zihninin yaratici üretkenligi kirbaçlarin, damgalarin yada kelepçelerin dahi ulaşamayacağı bir mesafede bulunuyordu. Köleler ne yazikki, kontrol edilebilmeleri icin oldukca büyük kaynaklar gerektiriyorlar ve yinede istenilen verimi sağlayamiyorlardi.

Ikinci evre ise Roma modeli idi. Bu evrede kölelere belirli özgürlükler sunuluyordu, bunlardan en önemlileri elbeceri ögrenimi ve yaraticiliga verilen önemdi - böylecede üretimde önemli bir artiş kaydediliyordu. Buna bağlı olarakta Romanin zenginligi artmaya basladi ve oluşan vergi gelirlerinin vermiş oldugu zenginlik ve güç ilede Roma bir Imparatorluk olmustu. Fakat zamanla zenginliğini ve gücünü besleyen ekonomik özgürlükleri kisitlamasi ile kendi çöküsüne neden oldu! Romanin çöküsünün ardindan Feodal sistem tanitildi. Yani sürü sahipliği ve vergilendirme metodu. Dogrudan sahip olmak yerine, cahil köylüler derebeylerine vergilerini ödedikleri sürece topraklarini ellerinde tutabiliyorlardi. Fakat tarlalarin bölünmeleri ve çitlenmeye başlanildiği dönemle bu sistemde çökmeye başladi ve ardindan binlerce köylü atalarindan kalmis olan topraklardan kovulup - bölünmüş olan topraklar birleştirilerek yeni tarim teknikleri sayesinde daha az insanla daha verimli bir üretim metodu kullanılmaya baslandi. Yükselen gida üretimi ile şehirlerin dahada büyütülüp genişletilmesi için gereken verim miktari saglanmaya başlandi. Buda modern, yani demokratik model dedigimiz insan sahipliginin artisini sagladi. Topraklarindan kovulmus köylüler sehirlere akin ederken ortada devasa bir ucuz insan kapitali olusuyordu ve bunun farkina varan artistaki endüstriyalist hayırseverler ve insan çiftçileri daha fazla kar edebilmeleri için sürülerinin yapmak istedikleri işi secmelerine izin vermenin oluşturduğu potansiyelin farkina varmislardi. Demokratik model altinda, dogrudan köle sahipliği yerini mafya modeline birakti. Mafya kendi basina pek bir işe sahip olmaz, fakat bunun yerine her ay başı adamlarini işyeri sahiplerine yollayip haraç toplatir. Yani artik istediginiz işi secme hakkiniz var, buda sizin üretkenliginizi arttiriyor - böylecede sahiplerinize ödemeniz gereken vergilerde artiyor! Evet sevgili koyunlar gördügünüz gibi değişmiş olan birsey yok. Sistem hep ayni, sadece değişmiş gibi yapilip makyaji tazeleniyor ve yine sil baştan başliyor. Koyunlarda YENİ bir seyin heyecani ile umutla tekrar ayni ciftlikte köle yaşamlarina devam ediyor ve sanki bir bok olacakmis gibi kurtaricilarini bekliyorlar.

Heeey, bu kadar karamsar olmayın... henüz yeni başladık değilmi! Tabiki okuduklarınız ve okuyacaklarınızın bazıları - belkide birçoğu rahatsız edici yada huzurunuzu kaçırıcı şeyler içeriyor, fakat biliyorsunuzki kimse size bunları açık açık söylemeyecek. Kimse size bunları hayırseverlerin kurduğu okullarda, localarda, tapınaklarda yada ocaklarda öğretmeyecek. Kimse siz bilmek

21

MATRİXTE KUNG-FU 2012

isteseniz bile size bunları derinlemesine açıklamayacak. Şansınızı iyi değerlendirin.

Aşagıdaki satırlar şuan ismini hatırlayamadığım bir filmden alıntı ve ortalama bir koyunun hayatınıda oldukça kısa ve öz bir şekilde açıklamakta. Sahne bir öğretmenin ilkokul sınıfındaki çocuklara yaptığı konuşmadan alıntı.

Cocuklar, hayatinizin bu döneminin değerini iyi anlayin.

Çünkü işte bu dönemde halen seçim yapma şansina sahipsiniz.

Ve bu dönem o kadar HIZLI geciyorki.

Gencken herseyi yapabileceginizi düsünüyorsunuz ve cogunluklada yapiyorsunuz.

20leriniz bulanik gecer.

30larinizda bir aile oluşturur ve biraz para biriktirirsiniz ve kendinizce "Hey, 20lerime ne oldu" diye düşünürsünüz.

40larinizda hafif bir balkon göbek olusmustur, ikinci bir çenede ortaya cikmistir. Müziğin sesi git gide yükselmeye başlar. Lisedeki bir arkadaşiniz Nine yada Dede olmustur.

50lerde ufak bir ameliyat yaptirirsiniz - siz buna küçük bir operasyon dersiniz ama bu aslinda ameliyattir.

60larda önemli bir ameliyat yaptirirsiniz. Müziğin sesi halen cok yüksektir ama artik zaten duyamadiğiniz icin bir önemide kalmamiştir.

70lerde siz ve eşiniz darülacezeye taşinirsiniz. Aksam yemegini öğlen ikide yemeye baslarsiniz, öglen yemeği sabah onda, kahvalti ise geçen gecedir. Zamaninizin cogunu AVM lerde gezip mükemmel meyveli yoğurdu ararken - "cocuklar neden aramiyor? - cocuklar neden aramiyor?" diye kendi kendinize mırıldanmakla geçirirsiniz.

80lerde agir bir felç geçirip yatalak olursunuz ve eşinizin dahi çekemedigi ukraynalı bir hemşireye anne demeye başlarsiniz....

BASKA BIR SORUNUZ VARMI???

Sahibi olduğunuzu zannettiğiniz birkaç özgürlügünüz, sahiplerinizin işine geldiği için elinizde bulunmaktadir. Demokratik modelin karşilaştigi en büyük problem ise, insan çiftiligi sahiplerini zenginliğin ve buna bagli özgürlüklerin artmasi ile tehdit etmeye başlamasidir. Kontrol eden kesim baslangicta aşaği yukari serbest bir piyasadan gelir elde ederken, özgürlüklerini genişletmeye ve buna git gide alışmaya baslayan işçilerinin yavas yavas kendi kendilerine "peki neden bir yöneticiye ihtiyacimiz varki" diye sormaya basladiklarini görürler.... Eh yani :-) .... Kimsede zaten insan çiftligi sahibi olmak kolay bisey demedi!

Vergi gelirini saglayan sığırların yöneticileri tarafindan çit arkasında tutulmasıda 3 aşamali bir işlemdir. Ilk olarak gençler devletin sunduğu zorunlu fakat BEDAVA olan egitimi alirlar ve böylece doktrine edilirler. Demokratik ülkelerin zenginliklerinin büyümesi ile devletler tarafindan sunulan eğitim küresel olarak çarptirilarak (yalan yanlis bilgiler, yada boş seyler) sığırların düşünceleri ve ruhlari kontrol altina alinir. Ikinci asama ise sürüdeki sığırları, çiftçiler tarafından oluşturulmuş olan "sisteme bağımlı sığırlar" sayesinde birbirlerine düşürmektir.

22

MATRİXTE KUNG-FU 2012

Insanlari zor yada şiddet kullanarak yönetmek ve bu yolla onlardan bir üretim artışı beklemek çok zordur, çünkü bu yolla sadece sığırların üretim kapasitesi düşer yani hapsedildiklerinin farkina varınca artık mutlu birer sığır olamazlar, bunun örneğini bugün Kuzey Korede görmekteyiz. Psikolojik olarak dahi sadece mutlu olan inekler daha fazla süt vermektedir. Insanlar dogrudan baski yada esaret altinda iken ne iyi bir üretim yapabilirler nede memnun edici seviyede üreyebilirler.

Ahhhaaa!...

Ancak eğerki insanlar özgür olduklarina inandırılırlarsa, işte o zaman sahipleri için beklenen seviyede üretmeye baslarlar. Bu özgürlük ilüzyonunu ayakta tutabilmek icin sığırların bir kısmı çiftçilerin maaş bordrosu listesine eklenir. Işte bu seçilmis sığırlar, içinde bulunduklari hiyerarşiye bağımlı kalarak karşılarına çıkıp sistemin şiddeti, ahlaksizlığı yada ikiyüzlülüğü hakkında konuşanlara saldırmaya başlarlar. Eger sığırları belirlenmiş kesimlere karşı kapışmaya programlayabilmişseniz artik onları kontrol etmek içinde fazla bir efor sarfetmenize gerek kalmayacaktır. Programlanmış olan sığırlar bu görevi seve seve sahipleri icin üstlenmeye başlarlar. Politik bir mitingde konuşan politikacının yandaşlari yaninda, onun hakkında eğer negatif bir söz sarfederseniz başınıza ne geleceğini sanırım çok iyi biliyorsunuz! Tabiki saldırıya uğrayacaksiniz. Bu ister adamin kravatinin rengi olsun, isterse saçının jöle markası. Yada manikürleri icin ayda devlet kasasından harcattığı onbinlerce TL. Hiç farketmez - yeterki efendilerine karşı olduğunu sinyalize edin. Ayrıca bu çiftçilere daima bağımlı olan sanatçı yada entellektüel embesilosauruslarda sahiplenmeden kendinizi özgür kılma metodlarına dair söylediğiniz şeylere genellikle "böylece sadece sevdiğiniz sığırlara kötülük yapmış olacaksınız" gibi zırva şeyler diyerek sizi bu düşüncelerden caydırmaya uğraşırlar.

Sığırlar, şiddet vasıtası ile kendileri için yıkıcı olacak sisteme karşı olmaktansa, ahlaki sorumluluklarının bu sistemin değişmesini talep edenlere, yani özgür olmayı isteyenlere karşı durmaları yönünde tersyüz edilmesi ile kontrol altinda tutulurlar. Üçüncü aşama olarakta sürekli bir dış tehdit oluşturularak korkan sığırların korunabilmek için sahiplerinin eteklerinin altina toplanmaları sağlanir. Bunun içinde medya ekranlarında sürekli olarak terör, savaş yada afet sonrası acizlikleri sunulur ve hayırseverlerin yardımı olmadan nasılda çaresiz kalınılacağı günbegün zihinlere kazıtılır.

Koyunların doğada özgürce hoplayıp zıpladığı bir yere bir iki kurt getirip onları ölümüne terörize eder ve ardındanda pek fazla bir efor sarfetmeden ardına kadar açık duran çitlerin içerisine korunabilmeleri adına kendi başlarına toplanmalarını izlersiniz. Bu daima işe yarar!

Feci trajedilere neden olan modern batının ekonomi sistemleri bir anda gerçekleşmedi, bunlarin oluşumu geçmişteki ekonomik özgürlüklerden kaynaklandı. Batıdaki zenginliğin 19. yüzyildaki ekonomik özgürlüklere bagli devasa gelişimi, ulusların ve onların güçlerinin büyümesini sağlamış olan en

23

MATRİXTE KUNG-FU 2012

büyük etkendi. Sığırların katlanarak daha çok üretmeye baslamaları buna bağlı olarak insan çiftçilerinin ve onlara bagimli olanlarin artmasinada neden olmuştu. Uluslarin büyümesi herzaman ön plana koyulan ekonomik özgürlüklere orantılı büyür. Ekonomik özgürlük zenginlik yaratır ve varlık daha cok hirsizi yada politik "asalağı" çekmeye başlar, bunların hırsıda yavaşça ekonomik özgürlüğü yok eder. En küçük olarak başlamış olan bir devlet herzaman en büyük olarak son bulur. Her balonun sınırlı bir şişme kapasitesi vardır. Işte bu yüzden, barışçıl ve özgür bir toplumun gerçektende oluşması için gerekli olan sürekli ve kalici bir alternatifin olusmasina imkan yoktur. Politik yöneticileri olmayan - köleliğin olmadigi - vergi baskisinin ve ulusçulugun olmadigi bir Toplum gibi. Toplum kelimesi hiyerarşiyi doğrudan içinde barindirir. Yani eğer savunulan şey doğrudan toplum ise aslinda değiştirebilecek hiçbirseyiniz yoktur. Problemleri, onlari yaratmış olan aynı bilinç ile çözmeye kalmak hiçbirseyi degistirmez.

Gercekten özgür olmak hem cok kolay hemde cok zor. Aslinda köle olduğunuzu görmekten kaçmanızın sebebi, göz önündeki gerçeğin çok acı verdiğidir, kabullenebilecek gibi degildir. Ölmekte gibi görünen (görünüş daima aldatcıdır) ve bitmeyen bir şiddetle dolu bu sistemin etrafında koşturamanızın nedeni ise: diğer sığırlarin saldırılarindan korkuyor olmaniz. Fakat.... sizler sadece içinde olduğunuzu ret ettiginiz kafeslerde tutulabilirisiniz. Uyanıp içinde yaşadığınız çiftlige bakın - onu değiştiremeye çalışmakalada zamanınızı harcamayın. Sistemin nasıl işlediğini anlayarak ve onu en iyi şekilde kullanmayı öğrenerek bir yere varabilirsiniz. INSAN olmanin verdigi sorumluluklar var, bu sorumlulukları başkasına devrederek sadece sorumluluğu devrettiklerinize yarar sağlamış olursunuz.

Bakın şapşallar sistem anka kuşu döngüsüyle işler, yani buna phoenix cycle denir. Efsanevi Anka kuşu kendi alevinde küle döner ve kendi küllerininin içinden yeniden doğar, fakat doğan yada ölen kuş hep aynıdır, sadece doğuş ve ölüş sahneleri sanki bir değişim gerçekleşiyormuş gibi bir efekt yaratir. İşte tıpkı tutulma ilüzyonu gibi yeniden aldatılmış olursunuz ve değiştiğini zannetiğiniz sisteminde kölesi olmaya devam edersiniz.

Tüm bu Matrix aldatılmaya heveslilerin aldatılmak için sırada bekliyor olmasına bağlı olarak işliyor. Tabiki şimdide bu Matrixin aslında ne olup olmadığına

24

MATRİXTE KUNG-FU 2012

MATRIXI TANIYALIM

Matrixi, filmdeki gibi kafalarına fiş takılmış halde yaşadıklarını hayal eden sığırlardan olmadan, adam akilli bir izahın zamanı geldi değilmi. Gelin su filmin önemli bir fragmanini okuyarak gerceklerle yüzlesmeye basliyalim.

Çocuk : "Kaşığı bükmeye uğraşma, çünkü bu imkansız" "Bunun yerine sadece GERÇEĞİ İDRAK etmeye çalış" Neo : "Ne Gerçeği?" Çocuk : "Ortada Kaşık falan YOK!" Neo : "Kaşık Yokmu!?" Cocuk : "Böylece bükülen şeyin aslında kaşık değil... KENDIN olduğunu göreceksin"

Simdiye kadar yazilan bircok yazı veya düşüncenin ardindan en cok sorulan soru halen sırrını korumakta: "Bu Illuminati denen şeyden kendimi nasıl kurtarabilirim?". Bu sorunun cevabini devam edecek olan yazilarda parça parça izah etmeye devam edecek olsamda, şimdilik çözümü kısa ve öz bir sekilde yazacağım.

Bu kitabı okuyanların arasındaki cogunlugun tek problemi aslinda ya yazdiklarima kulak asmamak yada hiç deneyecek cesarete sahip olmamak. Tipki filmdeki çocugun Neo'ya izah ettigi gibi "Kaşığı bükme! Kendini bük". Işte tıpkı filmdeki kaşığın bir bilgisayar animasyonu ile yapılmış bir ilüzyon olması gibi, sizide bu hayirsever sisteme bagimli kılan şey BU. Ikiside sizin kendi yarattığınız birer İLÜZYON.

Hayırseverlerin sisteminden kurtulmanın ilk adimi GERÇEĞİ aramaktan gecer! Fakat bu alanda size çok açık bir şekilde şunu belirteyim - eğer gerceği ararken

25

MATRİXTE KUNG-FU 2012

"iyi" ve "kötü" kavramları arasında bocalarsaniz ve bu hikayelere kanarsaniz, coktan aldatılmış olursunuz, yani oyunu baştan kaybeder ve tıpkı diger koyunlar gibi kaderinize boyun eğmeye devam edersiniz. Nefret ettiğinize inandiginiz şeylere "kötü" ve sevdiginize inandiğiniz şeylerede "iyi" dersiniz. Zihninizi bu tip safsatalardan kurtarıp mantık ve ze